Tevekkül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tevekkül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2015 Pazartesi

Allah (c.c.) Bildiği Herşeyi Yaratabilirmi?

İlmin sahasına giren her şeyin mutlaka varlık sahasına girmesi gerekmez. Örneğin, bir mimar-mühendis, inşaat ve sanat estetiği konusunda yüz derecelik bilgisi varsa, bunun yüzde birini bile uygulamaya koymayabilir. Hatta denilebilir ki, hiç bir ilim sahibi, sahip olduğu ilminin tamamını uygulamaya koymamıştır. Bunun gibi, Allah’ın sonsuz ilmi de sonsuzluk kavramına uygun varlıkların yaratılmasını gerektirmez. Sadece ilmi değil, sonsuz kudreti de sonsuz bir varlığı yaratmamıştır.
- Bununla beraber, Allah’ın sonsuz ilmi hem varlığa hem yokluğa taalluk etmektedir. Bu anlamda, Allah’ın sonsuz ilminde -adeta- sonsuz olan varlıklar ile var olmayanlar birlikte yer almaktadır. Bunlardan kudret tarafından harici vücut elbisesi giydirilenler varlık sahasına da çıkıyorlar. Kudret tarafından bu vücut elbisesi giydirilmeyenler ise, harici vücudu giymemekle beraber, ilmî vücutlarıyla Allah’ın sonsuz ilminde var olmaya devam edecekler.
Bundan anlaşılıyor ki, Allah’ın sonsuz ilmi, kudretin giydirdiği harici vücut elbisesini giyen varlıklar yanında, kudret tarafından harici vücut giydirilmeyen ve bu sebeple varlık sahasına çıkmayanları da kapsamaktadır.
- Allah’ın bütün sıfatları sonsuzdur. Ancak, iç içe girmiş dairler gibi iç içe olan Allah’ın isim ve sıfatları, -sonsuz olmakla beraber- birbirlerini sınırlandırıyorlar. Mesela; yaratmak söz konusu olduğunda, merkezdeki isim, Hâlık ismidir. Fakat Hâlık ismi, aynı zamanda Hâkim isminin hikmetini de gözettiği için, hikmetsiz şeyleri yaratmaz, o konuda kendi kendini sınırlandırmış olur.
Bundan anlaşılıyor ki, Allah’ın bütün isim ve sıfatları gerçekte mutlak ve sınırsız olmakla beraber, tecelli ettikleri varlıkların kapasitelerine göre bir tecellide bulunurlar.
Güneşte tecelli eden Nur isminin Ay’daki tecellisi aynı değildir. Hz. Cebrail’i yaratırken tecelli eden bir kudret, bir kelebeği yaratırken aynı şekilde tecelli etmez. Onun içindir ki, her ismin bir azami mertebesi var ve bütün isimlerin de bir ism-i azamı vardır.

Maaş Alabilmek İçin Kağıt Üstünde (Anlaşmalı) Boşanmak Caizmidi

Soru :
Bazı insanlar ölen babasının maaşını almak için eşleriyle mahkeme kararıyla boşanıyorlar fakat yine aynı evi paylaşıyorlar. Bunun dini nikaha zararı var mıdır?
Cevap :
Bismillahirrahmanirrahim
Soruyu ne yazık ki eksik sormuşsunuz. Dini nikahın durumu sorulduğu gibi, bu şekilde yapıp elde edilecek kazancın helal olup olmadığı da sorulmalıdır.
Bu durumda ölmüş babasının maaşını almak helal olmaz.
Maaş için evlilikte hile yapmak haramdır. Hileli boşanma sonucu alınan para, ‘helal’ değildir. Maalesef soruda sorulduğu gibi bazı bölgelerde kadınlar, hayatta olmayan babalarının maaşını almak için, eşlerinden anlaşmalı olarak resmen boşanıyor. Mahkeme kararı ile resmi olarak boşanan çiftler, eski eşleriyle dinî nikâhla aynı evde yaşamaya devam ediyor. Kâğıt üzerinde meydana gelen bu değişiklik sebebiyle ilgili kurum söz konusu kişiye babasının maaşını ödemek zorunda kalıyor. Aynı yerde yaşamalarına rağmen dul göründüğü için babasının maaşını alıyor. Zaman zaman şikâyet üzerine yapılan baskınlarda eşlerin boşanmış görünmelerine rağmen birlikte yaşadığı tespit ediliyor. Ancak herhangi bir cezai müeyyide uygulanamıyor.
Hâlbuki böylece anlaşmalı olarak resmen boşanıp haksız yere maaş almak, yıllarca ölen annesinin ya da babasının maaşını almak, kılıfına uydurup yasal yollarla maaş aldığı kurumu dolandırmak kesinlikle caiz değildir. Ölen kimselerin hangi çocuklarının yardım alacağı kanunda bellidir. Maaş almak için boşanmak yasal olabilir; ama dinimizce hiledir. Caiz değildir. Hakkı olmadığı halde devletten para alanlar, kul hakkını ihlal ediyorlar. Dinimiz böyle bir durumu asla onaylayamaz. Bu durum meşru değildir. Çünkü burada bir hak ihlali vardır. Dinimizde hakkımız olmayan bir şeyi almak kul hakkına girer. Zaten böyle bir tutum da bir Müslüman’a yakışmaz. Gerçekten ihtiyaçları varsa, devlet onlara değişik şekillerde gerekli yardımı yapar.
Bazı bölgelerde de, sağ kalan eş, ikinci kez evlendiği halde resmi nikâhını yapmayarak, ölen eski eşinin maaşını alıyor. Bu da kesinlikle caiz değildir. Bunların ilgili kuruma maliyetinin sağlık harcamalarıyla birlikte çok yüksek rakamları bulduğu tahmin ediliyor. Bu durum, yasal yolsuzluktur.
Evet, böyle bir maaşın alınması kesinlikle helal değildir. Çünkü kişi maaşı alabilme kriterlerine, şartlarına sahip olmadığı, yani evli olması gerekirken evli olmadığı için böyle bir maaşı alması haramdır. Dini nikahlı olup olmaması hükmü değiştirmez.
Unutmayalım ki Müslümana her yerde ve her zaman doğruluk yakışır. Müslüman, hak etmediği bir kazancın helal olmadığını ve sorumluluk yüklediğini bilen kimsedir. Müslüman, ölen babası gibi bir gün öleceğini ve Allah Teala’ya hesap vereceğini bilen kimsedir. Müslüman, devlet dini nikâhlı olduğunu bilmese de her şeyi eksiksiz bilen ve gören Rabbini unutmayan kimsedir.
Dini nikâhla ilgili cevabın hala bir önemi varsa;
Mahkemenin boşaması talak yani boşama olmayıp tefrik yani ayırma, evliliği sona erdirmedir. Bu şekilde boşanan eşler isterlerse tekrar evlenebilirler. Yeni bir nikahın kıyılması gerekir.

“Tevekkül Edenler Allah’a Tevekkül Etmelidirler.”


Allah’a tevekkül etmek, mümin için Allah tarafından verilmiş en büyük nimettir. Nimettir, çünkü Yüce Rabbimiz, yaşadığımız dünya hayatı boyunca, bizleri çeşitli imtihanlarla sınayacağını bize bildirmiştir.

Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)

Allah’a olan yakınlığımız, sevgimiz, bağlılığımız, teslimiyetimiz de bu imtihanlar vesilesiyle ortaya çıkar. Nefsimiz, tüm yaşantımızın bir düzen içerisinde, kusursuz, herhangi bir olumsuzluk yaşamadan geçmesini ister ve en ufak bir olumsuzluk karşısında da ya üzüntüye boğulur ya da isyan eder. Her ne kadar nefsimiz herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmak istemese de, hayatımız en ufak detayına kadar Allah’ın kontrolündedir. Ve Allah’ın sünneti gereği, her insan ayette de bildirildiği gibi, korkuyla, açlıkla, ölümle ve daha çeşitli olaylarla imtihan olur.

Yaşadığımız her anın Allah’ın kontrolünde olduğunu vicdanımızla ve imanımızla değerlendirdiğimizde, Allah’ın takdirinin en hayırlı olduğunu düşünüp, Allah’a teslim oluruz.

…Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

Mümin bilir ki, Allah’ın yarattığı bu zorluklar sadece birer denemedir ve çok büyük güzellikler taşıyan hayırlarla doludur. Kur’an ışığında, müslümanca bakan bir göz, bu gerçeğin hemen farkına varır. Allah’ın her şeyi bir hayırla ve güzellikle yarattığına iman eder. Allah’a tevekkül edip, sabrederek büyük bir ecir kazanacağını umut ederek, Allah’a sığınır. Çünkü Allah için yapılan en ufak bir şey, Allah’ın izniyle karşılıksız kalmaz. Mümin karşılığını bu dünyada alamasa da, ahirette Allah’ın en güzel bir şekilde ödüllendireceğine iman eder. Ki, bir mümin için en büyük güzellik Rabbinin rızasını kazanmış olarak, cennete girmektir.

Dolayısıyla, yaşanan olumsuz olaylar karşısında üzülmek, endişelenmek, hüzne kapılmak, haksızlığa uğradığını düşünmek, isyan etmek gibi uygun olmayan bir ruh haline bürünmek, insana hiçbir fayda sağlamaz. Aksine, insan kendine zulmetmiş olur. Bu yüzden Rabbimiz bizden, Kendisi’ne sığınıp, tevekkül etmemizi istiyor. Bizim tek dostumuz, tek vekilimiz Allah. Biz gönülden Allah’a iman ederek, sabredersek ancak o zaman imtihanımız kolaylaşır ve Allah’ın izniyle hayra ve güzelliklere dönüşür.

Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler. (Al-i İmran Suresi, 160)

Ayetten de açıkça anlaşılıyor ki, mümin hayatı boyunca, hayatının her anının Allah’ın kontrolünde olduğunu aklından çıkarmadan, Allah için sabredip, Allah’a tevekkül etmekte kararlı olmalıdır.

De ki: "Allah' ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü' minler yalnızca Allah' a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)